Sunday, April 09, 2006

dört

bir cafenin içinde oturuyoruz. oturduğumuz yer şehrin lüks bi caddesine bakıyor. insanları gözlerimizle inceliyoruz. "insanlar niye bu kadar aptal" dedi balar. "herkes birbirinin aynı. tamamen aynı giyiniyorlar. bunu yaparak büyük firmaların işlerini nasıl kolaylaştırdıklarını bir bilseler. yaratıcılıkdan eser yok. zavallı insancıklar kendilerini o şekilde görünce hayalini kurdukları insanlar gibi görünmenin verdiği tatmin duygusuyla yaşıyorlar. ve bu onları çok mutlu ediyor. firmaların reklam kampanyalarının kölesi olmak onların küçük beyinleri mutlu yapıyor."

garson elinde not defteriyle ne arzu edersiniz? diye soruyor. "neler var" diyor balar. garson şu ana kadar ismini bile duymadığım kahvelerden bahsediyor. balarla birbirimize bakıyoruz. büyük bi ihtimalle aynı şeyi düşünüyoruz. burdan bi an önce defolup gitmeyi. etrafımıza bakıyoruz. elinde kitabı gözünde gözlüğüyle entel bi görüntü çizmeye çalışan belki de gerçekten entel olan insanları görüyoruz. balar saatine bakıyor ve bizim gitmemiz lazım diyor. ve kapıdan dışarı atıyoruz kendimizi.

"şu ana kadar gitmiş olduğum en boktan yerdi." dedi balar. " herkes gösteriş peşinde. bok gibi tadı olan penis başı büyüklüğündeki kahve fincanını içmek için insanlar 15 ytl ödüyor. biliyormusun ne yapmak istiyorum. içerideki insaların evlerinin depremle yıkılmasını paralarının bulunduğu bankalarının batmasını, çalıştıkları işlerden kovulmalarını, trafik kazası geçirerek arabalarını kaybetmelerini istiyorum. sik kafalı insanlar. hiç bi bokun farkında değiller."

üç

100 yılın icadı sence nedir? diyorum. "prozac" dedi Balar hiç düşünmeden. birasından bi yudum daha alıyor.. "eğer insanlar bu dünyadaki amaçlarını tam olarak kavrayabilselerdi hepsi prozac veya benzeri bi ilacı kullanıyor olurlardı. bak, insanlar neden okur?"iyi biş için diploma gerekir çünkü. diyorum."peki iyi bi işe niye ihtiyac duyarız. neden hademe, inşaat işçisi vs. olmaya çalışmıyor insanlar?"çünkü diyorum. söylediğin işlerin maaşı azdır. ve rahat bi hayat süremezsin. "rahatlıktan kastın eşyalar değilmi?"biradan bi yudum daha alıyor.evet."pekala, rahat olunca insan kendini mutlu hisseder değilmi? yani aslında insanların asıl amacı mutlu bi hayat sürmek." dedi balar." tek amac daha fazla endorfin. daha mutlu bi hayat. ve insanlar iyi bi işe girince bol maaşla istekdikleri şeyleri alınca kendilerini çok mutlu hissederler. ve işte insanların bütün bi hayatı boyunca çalışmalarının sebebi budur. sadece mutluluk. ve mutluluğu en kolay elde etme yoludur prozac. unutma, insan hayatının asıl amacına ulaşmanın en basit ve en garanti yoludur prozac."dedi balar. birasının son yudumunuda kafasına dikerek bitiriyor.

iki

"insanlar gösteriş için herşeyi yapabilecek olan bi yaratıktır." diyor Balar. "geçen gün yemek yediğim masanın karşısında her zaman orada çay içerken gördüğüm çocuğu gördüm. ve yine çay içiyordu. her zamanki gibi küçük çay bardağına 3 şeker attı. ve 5 dk sonra iki tane kız ve 1 tane erkek arkadaşı geldi ve onların masasına oturdu. ve az önce çay içen çocuk bu sefer garsondan nescafe arada istedi. garson sıcak suyu ve 3 ü bir aradayı getirdi. bende tam bu sırada çocuğu dikkatle izliyorum. çocuk paketi açtı ve kahve, kahve kreması ve şekerden oluşan karışımı sıcak suyun içine boşalttı. sonra karıştırdı. az önce küçücük çay bardağına 3 şeker atan salak çocuk kahvesinin içine tek bir şeker bile atmadı. kahve karışımının içindeki normalde çaya 1 şeker atan adama bile az gelir." diyor balar. "çocuk bu işi yapınca çok karizma olduğunu düşünüyor. evet doğru aslında. etrafındaki salak insanların gözünde +1 karizma puanı kazanmıştır muhtemelen. ama benim gözümde en çirkin penis bile daha değerlidir"

bir

bu yaptığı, okan bayulgenin konuklarını koruması kadar sacma. okan bayülgen telefonla arayan izleyicilerin konuklarına en ufak bi eleştiri yapmalarına bile müsade etmez. kendiside konuklarına en ufak bi şey diyemez. niye böyle davrandığı kendisine çok sorulan bi sorudur. çünkü okan bayülgeni herkes agresif biri olarak tanır. telefonla arayan izleyicilerine çok kötü davrandığı için. işte bu nedenle bayülgenin stüdyosuna çağırdığı konuklarına küçük bi eleştiri bile yapamaması insanları çok düşündürür. eksi sozluğun çıkardığı bi dergiye yaptığı röportajda ona bu sorunun sorulması için dua ettim. ve sonunda duam gerçekleşti ve soruldu. soru aynen şuydu: "abidik gubidik isimleri konuk olarak çağırıp, ardından da ''konuğa saygı'' adı altında, bu isimlere sorulan bazen iğneleyici ama çoğu zaman da cuk oturan soruları engellemesi okan bayülgenin hangi kriterlerine uygun düşüyo?" kelimenin tam anlamıyla muhteşem bi soruydu. ve bayülgen bu soruya mantıksız bi cevap verdi. bizim amacımız raiting değil o yüzden konuğumla kavga çıkmasını istemiyorum dedi. halbuki ben olsam hemen ardından şu soruyu eklerdim. okan bey madem amacınız raiting değil neden programlarınıza medya maynunu omuş hiç bi sanatsal değeri olmayan isimleri konuk olarak çağırıyorsunuz. bütün konukları için bahsetmiyorum ama bazıları böyle. ve bunun tek bir nedeni var raiting. bu gayet normal. çünkü eğer raitingin yoksa tvde işinde yoktur demektir. oyunun kuralı böyle. ama okan bunları söyleyemedi. ve bu cesaretsizliğinden dolayı ondan nefret etmeye devam edicem.